Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği (İMDAT) ile Acıbadem Üniversitesi Suç ve Şiddetle Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi (ASUMA) tarafından 2024 yılında hazırlanan “Siber Şiddet ve Çocuk” adlı çalışma, dijital ortamların çocuklar için barındırdığı tehlikeleri gözler önüne serdi. Ardından 2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan yeni araştırmalar, bu risklerin boyutunun giderek arttığını ortaya koymaktadır. Söz konusu çalışmada; siber zorbalık, çevrimiçi cinsel istismar ve sömürü, grooming (çocuğun güvenini kazanarak cinsel istismara hazırlanması ve yönlendirilmesi), dijital ayak izi (çocukların internette bıraktığı kalıcı bilgiler) ve çocukların dijital güvenliği gibi kritik konular derinlemesine incelenmiştir. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı ve ASUMA Direktörü Prof. Dr. Oğuz Polat, çocukların dijital ortamdan tamamen uzaklaştırılmasının yerine, bu platformlarda karşılaşabilecekleri risklere karşı donanımlı hale getirilmelerinin hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Çocukların Dijital Ortamdaki Varlığı ve Artan Riskler
Günümüzde çocukların dijital dünyadaki varlığı artık istisnai bir durum olmaktan çıkmış, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması'na göre, 6-15 yaş aralığındaki çocukların %66,1'i sosyal medya kullanıcısıdır. Bu oran, 11-15 yaş grubunda dikkat çekici bir şekilde %79'a yükselmektedir. Çocukların %76,1'i cep telefonu veya akıllı telefon kullanırken, sosyal medya kullanan çocukların %97,9'u bu platformları düzenli olarak ziyaret etmektedir. UNICEF'in Haziran 2025'te yayımladığı “Childhood in a Digital World” raporu da internetin çocukların hayatında bir lüks olmaktan çıkıp, oyun, eğitim, arkadaşlık kurma ve beceri geliştirme gibi alanlarda temel bir araç haline geldiğini vurgulamaktadır. Prof. Dr. Oğuz Polat, çocukların yaşamındaki şiddetin artık dijitalleştiğini ve onların ekran başında dahi tehdit altında olduğunu dile getirmektedir. 2024 yılındaki “Siber Şiddet ve Çocuk” çalışmasının, çocukların dijital dünyada maruz kaldığı şiddetin çeşitli boyutlarını görünür kıldığını belirten Prof. Dr. Polat, çocukların okulda ve evde olduğu kadar dijital dünyada da yaşadıklarını, bu nedenle çocuğa yönelik şiddetin dijitalleşmesinin çocuk koruma sisteminin dışında değerlendirilemeyeceğini ifade etmektedir. Siber zorbalık, tehdit, şantaj, grooming veya çocuğun görüntülerinin izinsiz kullanımı gibi eylemler, fiziksel ortamda gerçekleşmese dahi çocuk açısından gerçek bir şiddet teşkil etmektedir.
Siber Zorbalığın Psikolojik Etkileri ve Küresel Boyutu
Prof. Dr. Oğuz Polat liderliğindeki uzman psikologlar, çocuk hakları uzmanları, hukukçular ve bilişim uzmanlarının iş birliğiyle hazırlanan “Siber Şiddet ve Çocuk” çalışması, çocukların dijital ortamda yalnızca siber zorbalıkla değil, aynı zamanda cinsel istismar ve sömürü, teşhircilik, röntgencilik, pornografik içeriklere maruz bırakılma ve grooming gibi çok farklı tehditlerle karşılaşabileceğine dikkat çekmektedir. Siber zorbalığın çocukların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine değinen Prof. Dr. Polat, “Diyarbakır’da 13-18 yaş arasındaki 1.985 lise öğrencisi üzerinde yapılan 2025 tarihli araştırmamızda, siber zorbalık ve siber mağduriyet ile depresyon belirtileri arasında anlamlı pozitif ilişkiler tespit ettik. Bu bulgular, ergen ruh sağlığında dijital saldırganlığın giderek daha önemli bir risk alanı olduğunu ve erken önleme çalışmalarının gerekliliğini ortaya koydu” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Siber zorbalığa maruz kalan çocuklar, kaygı, üzüntü, yalnızlık, özgüven kaybı ve okul başarısında düşüş gibi sorunlar yaşayabilir; bazı durumlarda ise depresif belirtiler gösterebilirler. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nin 44 ülke ve bölgede yaklaşık 28 bin ergenin verilerini değerlendirdiği araştırma, sorunun küresel boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu araştırmaya göre okul çağındaki ergenlerin yaklaşık %15’i siber zorbalığa maruz kalırken, %12’si başkalarına siber zorbalık yaptığını belirtmektedir. Prof. Dr. Polat, ailelerin yaklaşımının da değişmesi gerektiğini vurgulayarak, çocuğa