Son dönemlerde genç kadınlarda görülen kardiyovasküler hastalıklar ve bu durumun yol açtığı mortalite oranlarında belirgin bir yükselme kaydedilmektedir. Yapılan istatistiksel projeksiyonlara göre, şu an 20 ile 44 yaş aralığında bulunan kadın nüfusunun yaklaşık yüzde yetmişini oluşturan kesimin, 2050 yılına gelindiğinde ciddi düzeyde bir kalp ve damar hastalığı ile mücadele etmesi beklenmektedir. Bu alarm veren veriler ışığında, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Süha Çetin, özellikle 55 yaş altındaki kadınların, aynı yaş grubundaki erkeklerle kıyaslandığında daha yüksek ölümcül risk taşıdığını ifade ederek toplumsal farkındalık oluşturulması gerektiğini belirtmektedir.
Risk Faktörleri: Sigara, Diyabet ve Hormonal Değişiklikler
Genç kadın popülasyonunda kalp sağlığını tehdit eden temel unsurlar arasında obezite, hipertansiyon ve şeker hastalığının (diyabet) sıklıkla görülmesi öne çıkmaktadır. Prof. Dr. Süha Çetin'in açıklamalarına göre, bu risk faktörleri kadın organizmasında erkeklerden çok daha yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Örneğin; eşit yaş grubundaki bir kadın ve erkekte sigara kullanımı veya diyabet varlığı incelendiğinde, kadının kalp damar sisteminde daha ağır hasarların oluştuğu gözlemlenmektedir. Ayrıca, kadınların kan basıncı değerlerinin erkeklere göre nispeten düşük seyretmesi yanıltıcı olabilir; zira kadınlarda bile bu seviyelerin yükselişi, kardiyovasküler hastalıklar için uygun bir zemin hazırlayabilmektedir.
Bu riskler sadece metabolik parametrelerle sınırlı değildir. Kadın生理olojisine özgü durumlar da kalp sağlığı üzerinde kritik rol oynamaktadır. Erken menopoz (40 yaş öncesi), polikistik over sendromu gibi hormonal dengesizlikler, gebelik şekeri, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) ve lupus ile romatoid artrit gibi bağışıklık sistemini etkileyen romatizmal hastalıklar, kadınların kalp damar sağlığını doğrudan tehdit eden önemli faktörler arasındadır.
Erken Tanı ve Kontrol Parametreleri
Özellikle 20 ile 40 yaş arasındaki kadınlar, genel sağlık kontrollerini ihmal etmekte veya yalnızca jinekolojik muayenelerle yetinmektedir. Oysa kalp sağlığının korunması için belirli biyokimyasal ve fiziksel değerlerin rutin olarak izlenmesi hayati önem taşımaktadır. Uzmanlar, tansiyon değerlerinin 120/80 mmHg sınırını aşmaması, kötü kolesterol olan LDL'nin 100 mg/dL altında tutulması, vücut kitle indeksinin (VKİ) 25'in altında seyretmesi ve üç aylık ortalama kan şekerinin (Hemoglobin A1c) 5,6 seviyesinin altında olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Doktor kontrolünde yaşam tarzı değişiklikleri yapılması, dengeli beslenme, zararlı alışkanlıkların bırakılması ve düzenli egzersiz programlarının uygulanması bu riskleri azaltmada etkili olmaktadır. Prof. Dr. Süha Çetin, kadınların erkeklere önerilen fiziksel aktivitenin sadece yarısını gerçekleştirmeleri halinde bile kalp krizi riskinde belirgin bir düşüş sağlayabileceğine dair bilimsel verilere atıfta bulunmaktadır.
Kalp krizine giden süreç, damar tıkanıklıklarının yıllar boyunca sessiz ve yavaş ilerlemesi nedeniyle fark edilmeyebilmektedir. Bu nedenle standart kan tahlillerinin ötesinde ileri tetkikler de önem arz etmektedir. Bilgisayarlı tomografi ile damar kireçlenmesinin erken tespiti, menopoz sonrası tekrar ölçülmesi önerilen Lipoprotein (a) testi ve vücuttaki gizli iltihabı gösteren CRP testi gibi yöntemler, hastalığın kalıcı zarar vermeden durdurulabilmesi açısından hekim gözetiminde değerlendirilmelidir.