Üniversite yerleştirme sonuçlarının kamuoyuna duyurulmasıyla birlikte, pek çok öğrenci ve ailesi yeni bir karar aşamasına girdi. Beklentilerini karşılayamayan sıralamalar elde eden veya arzu ettiği üniversite ve bölüme yerleşemeyen bazı adaylar, kazandıkları programların sunduğu imkanları yeterince araştırmadan doğrudan “mezuna kalma” seçeneğine yöneliyor. Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, bu kararın sadece üniversitenin adı veya sıralama beklentisi gibi yüzeysel kriterlere göre verilmemesi gerektiğini vurgulayarak, kazanılan bölümün kapsamlı bir şekilde analiz edilmesinin önemine dikkat çekti.
Mezuna Kalma Kararında Göz Ardı Edilen Gerçekler
Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, üniversite yerleştirme sonuçlarının ilanının ardından sıkça karşılaşılan durumlar arasında, adayların yerleştikleri programları derinlemesine incelemeden mezuniyet sonrası tekrar sınava hazırlanma eğilimine girmelerinin yer aldığını belirtti. Akoğlan’a göre, yerleşilen bölümün akademik profili, akreditasyon durumu, sektörel entegrasyonu ve mezun istihdam oranları gibi nesnel ölçütler dikkate alınmadan verilen ani kararlar, genellikle rasyonel bir kariyer planlamasından ziyade bilişsel yanılgılar ve çevresel dinamiklerin baskısıyla şekilleniyor. Özellikle mükemmeliyetçi düşünce kalıplarının bu süreçte etkili olabildiğini kaydeden Akoğlan, “ya hep ya hiç” şeklindeki katı bir mükemmeliyetçiliğin, elde edilen somut başarıyı göz ardı etmeye yol açabildiğini ifade etti. Sosyal medyadaki süzgeçten geçmiş başarı öyküleri, ailelerin örtülü beklentileri ve akranlar arası prestij mücadelesinin, belirli popüler üniversiteler dışındaki tüm seçenekleri adayların zihninde değersizleştirebildiğini dile getirdi. Bu durumun, bir meslek edinme sürecini salt bir statü mücadelesine indirgediğini sözlerine ekledi.
Mezun Yılının Getirebileceği Zorluklar ve Alternatifler
Özgür Akoğlan, mezuna kalmanın bazı öğrenciler için doğru bir tercih olabileceğini ancak bu kararın psikolojik ve akademik maliyetlerinin de iyi hesaplanması gerektiğini vurguladı. Mezuniyet sonrası ek yılın, dışarıdan sanıldığı gibi sadece “bir yıl daha soru çözüp sıralamayı yükseltmek” kadar doğrusal ve garantili bir süreç olmadığını belirtti. Akranların yeni bir yaşama adım atmasıyla oluşan sosyal izolasyon, zamanla derinleşen motivasyon kayıpları ve “bu sefer mutlaka başarmalıyım” baskısının tetiklediği sınav kaygısının ciddi bir psikolojik direnç gerektirdiğini söyledi. Ayrıca, bir programa yerleşmiş olmanın getirdiği Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) üzerinde yüzde 50 oranında bir düşüşe neden olan sistemsel bir dezavantajın, yeni yıla doğrudan puan dezavantajıyla başlanmasına yol açtığını hatırlattı.
Akoğlan, üniversite kapısından içeri girmenin, diğer tüm seçenekleri ortadan kaldırmadığını, aksine yeni geçiş koridorları açtığını ifade etti. Günümüz yükseköğretim sisteminin; merkezi puanla veya genel not ortalamasıyla yatay geçiş, çift ana dal (ÇAP), yan dal programları ve yurt dışı değişim fırsatları gibi çeşitli dinamik alternatifler sunduğunu belirtti. Üniversite yaşamının sadece derslerden ibaret olmadığını vurgulayan Akoğlan, zamanı tekrar eden sınav stresinde tüketmek yerine üniversite ekosistemine dahil olmanın, öğrencinin sadece test odaklı yaklaşımlardan sıyrılarak, proje yönetimi, yabancı dil becerileri, öğrenci kulübü faaliyetleri ve sektörel bağlantılar aracılığıyla kendi yetkinlik sermayesini daha erken bir aşamada inşa etmesine olanak tanıdığını vurguladı.
Değişen İş Dünyası ve Ailelerin Rolü
Modern iş dünyasının kariyer dinamiklerinin ciddi biçimde dönüştüğüne işaret eden Akoğlan, günümüz istihdam piyasasında bireylerin büyük bir kısmının doğrudan lisans diplomalarının etiketine bağlı kalmadan, disiplinler arası alanlarda kariyer inşa ettiğini belirtti. Artık mesleki başarıyı belirleyen yegâne unsurun üniversite diplomasındaki unvan değil; adayın edindiği aktarılabilir beceriler, problem çözme yeteneği, yabancı dil hakimiyeti, dijital okuryazarlık ve sektörle uyum kabiliyeti gibi niteliklerin öne çıktığını söyledi.
Yerleştirme sonrasında ailelerin tutumunun öğrencinin karar sürecini doğrudan etkileyebildiğini belirten Akoğlan, bu kritik eşikte ailelere düşen rolün, gençlerin hissettiği hayal kırıklığını küçümsemeden dinlemek ve onları kıyaslama tuzağından uzak tutmak olduğunu ifade etti. Bir sonraki yılın belirsizlikleri ile mevcut yerleşimin sunduğu somut iç geçiş fırsatlarının masaya baskısız, şeffaf bir tablo olarak yatırılması ve son kararın öğrenciye ait olduğu hissinin verilmesinin önemine değindi. Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, kariyer ve yaşamın tek bir sınav kağıdına sıkıştırılamayacak kadar geniş olduğunu hatırlatarak, bazen en doğru yolun, mükemmel koşulların oluşmasını beklemek yerine, mevcut zeminde ilerlerken keşfedildiğini sözlerine ekledi.