Yaşın ilerlemesiyle birlikte unutkanlık şikayetlerinin daha sık görülmesi, bireylerde endişe yaratabiliyor. Ancak uzmanlar, her unutkanlık durumunun doğrudan Alzheimer hastalığına işaret etmediğini belirtiyor. Demans, hafıza, düşünme, konuşma, yön bulma ve günlük yaşam becerilerinde zaman içinde ortaya çıkan bozulmaları kapsayan genel bir terim olarak tanımlanırken, Alzheimer hastalığı bu durumun en yaygın nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, unutkanlık yaşayan kişilerin kendi kendilerine tanı koymak yerine mutlaka tıbbi bir değerlendirmeden geçmeleri gerektiğini vurguluyor.

Alzheimer hastalığı, beyindeki sinir hücrelerinin ve bunlar arasındaki bağlantıların zamanla zarar görmesiyle ilerleyen bir rahatsızlıktır. Hastalığın ilk evrelerinde genellikle yakın zamanda yaşanan olayları hatırlamakta zorlanma ön plandayken, süreç ilerledikçe konuşma yeteneği, yön bulma kabiliyeti, karar verme mekanizmaları ve günlük rutin işleri yerine getirme gibi becerilerde de belirgin sorunlar yaşanabilmektedir. Bu ilerleyici yapı, hastalığın zamanla yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilemesine neden olmaktadır.

Unutkanlığın Farklı Nedenleri ve Tanı Süreci

Unutkanlık şikayetlerinin değerlendirilmesinde, altta yatan asıl nedenin doğru bir şekilde tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır. Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, bazı bilişsel sorunların tedavi edilebilir sebeplere bağlı olabileceğini hatırlatıyor. Örneğin; B12 vitamini eksikliği, tiroit bezi hastalıkları, belirli ilaçların yan etkileri, depresyon, uyku bozuklukları ve bazı metabolik rahatsızlıklar, hafıza ve düşünme becerilerinde bozulmalara yol açabilmektedir. Bu tür durumlar, uygun tedavi ile düzelme gösterebilir. Bu nedenle, unutkanlık yaşayan bireylerin kapsamlı bir tıbbi muayeneden geçmesi, doğru tanı ve tedavi planı için elzemdir.

Alzheimer hastalığının tanısı tek bir test ile konulamamaktadır. Tanı süreci oldukça detaylı olup, kişinin şikayetlerinin öyküsü, genel sağlık geçmişi ve günlük yaşamındaki değişikliklerin ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Doktor muayenesinin yanı sıra; hafıza ve diğer zihinsel becerileri ölçen nöropsikolojik testler, kan tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) tanıya yardımcı olmaktadır. Gerekli durumlarda, PET görüntüleme ile beyin omurilik sıvısı (BOS) veya kan üzerinden yapılan özel biyobelirteç testleri de değerlendirmeye alınmaktadır. Son yıllarda, Alzheimer hastalığında beyinde biriken beta-amiloid ve tau proteinlerini göstermeye yönelik biyolojik testlerin tanıdaki rolü giderek artmaktadır.

Alzheimer Tedavisindeki Yeni Gelişmeler ve Riskler

Günümüzde Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak, hastalığın belirtilerini hafifletmeye yönelik ilaçların yanı sıra, hastalığın altında yatan biyolojik süreçleri hedefleyen yeni tedaviler de mevcuttur. Bu yenilikçi tedavilerden biri olan lecanemab etken maddeli ilaç, beyinde biriken beta-amiloid proteinlerini hedef alarak etki göstermektedir. Söz konusu ilaç, Alzheimer hastalığının erken dönemindeki, yani hafif bilişsel bozukluk veya hafif demans aşamasındaki uygun hastalarda hastalığın klinik ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlamaktadır.

Lecanemab'ın cilt altına uygulanan formunun 2025 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanması, Alzheimer tedavisindeki önemli gelişmelerden biri olarak kaydedilmiştir. Ayrıca, 2026 yılında bu formun tedaviye evden başlanmasına olanak tanıyan yeni uygulama rejimine ilişkin FDA onayı da gelmiştir. Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, bu yeni tedavinin her Alzheimer hastasında kullanılamayacağının altını özellikle çizmektedir. Tedaviye başlamadan önce hastada Alzheimer ile ilişkili beta-amiloid birikiminin varlığının doğrulanması ve hastalığın uygun erken evrede olması gerekmektedir. Tedavinin önemli riskleri arasında ARIA adı verilen, beyinde şişme veya küçük kanama alanları şeklinde ortaya çıkabilen değişiklikler bulunmaktadır. Bu sebeple, tedavi uygulanan hastaların belirli aralıklarla beyin MR görüntülemesi ile yakından takip edilmesi hayati önem taşımaktadır.

Beyin Sağlığını Korumada Yaşam Tarzının Rolü

Alzheimer hastalığından korunmaya yönelik tek bir kesin yöntem olmamakla birlikte, beyin ve damar sağlığını destekleyen yaşam alışkanlıklarının büyük bir önemi olduğu belirtilmektedir. Düzenli fiziksel aktivite, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam sürmek, kan basıncı, diyabet ve kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmak, sigaradan uzak durmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek ve düzenli uyku alışkanlığı edinmek, beyin sağlığının korunmasında öne çıkan temel başlıklardır.

Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, unutkanlığın giderek artması, kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkilemeye başlaması veya yakınları tarafından belirgin bir değişiklik fark edilmesi durumunda hiç vakit kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğini güçlü bir şekilde ifade ediyor. Uzman,

“Her unutkanlık Alzheimer değildir. Ancak erken dönemde yapılacak doğru bir değerlendirme, unutkanlığın altında yatan nedenin belirlenmesi ve kişiye uygun tedavi ile takip planının oluşturulması açısından büyük önem taşıyor.”
diyerek erken teşhis ve müdahalenin kritik rolünü bir kez daha hatırlatıyor.