Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Arslan, günümüz insanının karşılaştığı yaygın bir sorun olan içsel gürültünün temelinde yatan nedenleri ve bu durumla başa çıkma stratejilerini detaylıca açıkladı. Arslan'a göre, zihnin sürekli düşünce üretmesi olarak algılanan bu yoğunluk, aslında çoğunlukla işlenmemiş duygusal deneyimler ve yoğun dijital uyaranlarla besleniyor. İçsel sessizliğe ulaşmanın zihni tamamen boşaltmak değil, düşüncelerle sağlıklı bir mesafe kurabilmekten geçtiğini vurgulayan uzman, çözümlenmemiş duyguların zihinde tekrar tekrar işlenmeye çalışılmasının düşünsel yoğunluğu artırdığına dikkat çekti.

İşlenmemiş Duygular ve Dijital Yoğunluk Zihinsel Yükü Artırıyor

Klinik Psikolog Buse Arslan, içsel gürültüyü, zihinde aynı anda dolaşan kaygılar, geçmiş yaşantılar, geleceğe dair senaryolar, öz eleştiriler ve bitmemiş duygusal süreçlerin oluşturduğu bir zihinsel yoğunluk hali olarak tanımlıyor. Birçok kişinin bu durumu “zihnim hiç susmuyor” veya “sürekli bir şeyler düşünüyorum” ifadeleriyle dile getirdiğini belirten Arslan, beynin düşünce üretmesinin doğal bir süreç olduğunu, ancak bu düşüncelerin yoğunluğunun kişinin günlük yaşamını olumsuz etkilemeye başlamasıyla sorunun ortaya çıktığını ifade etti. Psikolojik açıdan içsel gürültünün genellikle çözümlenmemiş duygusal deneyimlerle bağlantılı olduğunu söyleyen Arslan, insan zihninin belirsizlikleri tamamlama ve anlamlandıramadığı olayları işleme eğiliminde olduğunu kaydetti. Bastırılmış öfke, ifade edilememiş üzüntü, yaşanmış bir kayıp, yoğun stres ya da geleceğe dair belirsizlikler gibi durumların zihinde sürekli işlenmeye çalışılması, düşüncelerin üst üste binmesine ve bireyin zihinsel bir karmaşa içinde hissetmesine neden olabiliyor.

Arslan ayrıca, modern çağın getirdiği sürekli bildirimler, sosyal medya akışları ve içerik bombardımanının da zihnin bilgileri işlemesine yeterli alan bırakmadığına değindi. İnsan zihninin yalnızca bilgi depolayan bir yapı olmadığını, aynı zamanda deneyimleri anlamlandırmaya, duyguları işlemeye ve zihinsel olarak dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu hatırlatan uzman, dijital uyaranların doğal zihinsel ritmi bozduğunu ve bilişsel yükü artırdığını belirtti. Bu durum, fiziksel yorgunluk olmasa bile gün sonunda zihinsel tükenmişliğe yol açabiliyor.

Zihni Susturmak Yerine Duyguları Anlamak ve Dijital Molalar

Buse Arslan, beynin evrimsel işleyişinin de içsel gürültünün oluşmasında rol oynadığını vurguladı. İnsan beyninin hayatta kalabilmek için tehditleri fark etmeye ve olası riskleri önceden tahmin etmeye programlı olduğunu, bu nedenle olumsuz ihtimalleri olumlu olanlardan daha fazla işlemeye eğilimli olduğunu ifade etti. Özellikle kaygılı dönemlerde bu mekanizmanın daha da aktif hale geldiğini ve kişinin henüz gerçekleşmemiş olayları tekrar tekrar düşünmeye başladığını ekledi. Klinik gözlemlerinde içsel gürültünün sadece düşüncelerden değil, işlenmemiş duygulardan da beslendiğini belirten Arslan, asıl meselenin fazla düşünmek değil, hissedilen duygulara alan açamamak olduğunu dile getirdi. Duygular ifade edilemediğinde veya bastırıldığında, zihnin onları düşünce yoluyla çözmeye çalıştığını ve bu yüzden zihni susturmaya çalışmak yerine, zihnin anlatmaya çalıştığı duyguyu anlamanın çok daha işlevsel bir yaklaşım olabileceğini ifade etti.

Dijital dünyanın bizi sürekli meşgul ederek yalnız kalma becerimizi de etkilediğini söyleyen Arslan, eskiden bekleme anları veya sessiz zamanların kişinin kendi duygu ve düşüncelerini işlemesi için doğal fırsatlar sunduğunu, ancak günümüzde bu boşlukların büyük kısmının ekranlarla doldurulduğunu belirtti. Oysa zaman zaman uyaransız kalabilmenin, zihnin dinlenmesi ve duyguların işlenebilmesi için oldukça değerli olduğunu vurgulayan uzman, sorunun teknolojinin kendisi değil, onu nasıl kullandığımız olduğunu belirtti. Gün içinde dijital uyaranlardan kısa molalar vermek, dikkati bilinçli bir şekilde yönetmek ve zaman zaman sessizliğe yer açmak, içsel gürültünün azalmasına ve zihinsel dengenin korunmasına önemli katkı sağlayabilir.

İçsel sessizlik kavramının yanlış anlaşıldığını da ekleyen Arslan, bunun zihnin tamamen boşalması veya hiç düşünce kalmaması olmadığını belirtti. Düşünce üretmenin beynin temel işlevlerinden biri olduğunu ve önemli olanın düşüncelerin sayısından çok onlarla kurulan ilişki olduğunu ifade etti. İçsel sessizliğin, düşüncelerin kişiyi sürekli sürüklemediği, duyguların ve zihinsel süreçlerin daha sakin yaşandığı bir farkındalık hali olduğunu belirten Arslan, psikoterapide hedefin zihni boşaltmak değil, kişinin zihninden geçen her düşünceyi mutlak gerçek gibi algılamaması, onlarla arasında mesafe kurabilmesi ve dikkatini istediği yöne yönlendirebilmesi olduğunu sözlerine ekledi.