Üniversite tercih dönemindeki gençlere yönelik kritik açıklamalarda bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü ve Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, adli bilimlerin sadece suçla değil, insanla, adaletle ve gerçekle ilgili olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Atasoy, gençlere devraldıkları dünyayı daha adil bir hale getirme misyonunu üstlenecekleri bir meslek olarak adli bilimleri düşünmelerini önerdi.
Prof. Dr. Atasoy, bir mesleğin gerçek anlamını kavramanın en iyi yolunun, o mesleğin dönüştürdüğü hayatları gözlemlemek olduğunu belirtti. Bu bağlamda, gözler önüne serdiği çarpıcı bir örnekle adli bilimlerin gücünü ortaya koydu. 1986 yılına ait, üzerinde tarihi yazılı küçük bir kutudan çıkarılan, neredeyse gözle görülemeyecek kadar az biyolojik örnek içeren dört küçük tüpten bahseden Atasoy, bu örneklerin tam 38 yıldır gerçeği ortaya çıkaracak teknolojinin gelişmesini beklediğini ifade etti. Günümüzün gelişmiş DNA analiz teknolojisi sayesinde, yıllardır 'Ben yapmadım' diyen Peter Sullivan'ın masumiyetinin kanıtlandığını aktaran Prof. Dr. Atasoy, adli bilimlerin özünün suç değil, insan, adalet ve gerçek olduğunu ve bazen gerçeğe ulaşmanın onlarca yıl sürebileceğini vurguladı.
Meslek Seçimi: Hayat Boyu Çözüm Aranacak Sorunu Belirlemek
Prof. Dr. Sevil Atasoy, meslek seçiminin yalnızca bir diploma edinmekten ibaret olmadığını, aksine bir kişinin hayatı boyunca hangi sorunlara çözüm arayacağına karar vermesi anlamına geldiğini belirtti. Adli bilimlerin, insan yaşamını doğrudan etkileyen, adaletin tecellisinde kilit rol oynayan bir alan olduğunu ifade eden Atasoy, gençlerin bu önemli kararı verirken kendi meraklarını ve topluma katkı sağlama arzularını göz önünde bulundurmalarını tavsiye etti. Kendi meslek yaşamındaki en büyük motivasyon kaynağının sürekli gelişim olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atasoy, her sabah aynaya bakıp 'Bugün ne değiştirebilirim?' sorusunu sormanın, kişiyi ileriye taşıyan büyük bir güç olduğunu paylaştı.
Adli bilimlerin, laboratuvar ortamının çok ötesinde, insanların yaşamlarına dokunan, masumların korunmasına ve gerçek suçluların bulunmasına yardımcı olan, bilirkişilerin etik değerlere bağlı kaldığı bir adalet sistemi inşa etme hedefi taşıdığını vurguladı. Bu alanın sadece DNA analizi, parmak izi, balistik ve toksikoloji gibi teknik uzmanlıklarla sınırlı kalmadığını; aynı zamanda psikoloji, hukuk, biyoloji, kimya, fizik, genetik ve istatistik gibi birçok farklı disiplini bir araya getiren interdisipliner bir yapıya sahip olduğunu açıkladı. Bu geniş kapsam nedeniyle, hiçbir adli bilimcinin 'Ben sadece bunu biliyorum' deme lüksünün bulunmadığını belirtti.
Geleceğin Suçlarına Hazırlık ve Yapay Zekânın Rolü
Teknolojinin gelişimiyle birlikte suç biçimlerinin de değiştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, geleceğin adli bilimcilerinin bugünden hazırlanması gerektiğini söyledi. Yirmi yıl önce var olmayan sentetik uyuşturucuların birkaç hafta içinde beş kıtaya yayılabilmesi, siber suçların sınır tanımaması, kripto paraların yasa dışı para aklamada kullanılması ve yapay zekânın hayatın her alanına girmesi gibi örneklerle gelecekte karşılaşılacak suç türlerinin farklılaşacağını öngördü. Bu nedenle, bugünün değil, geleceğin mesleklerini ve suçlarını düşünmenin zorunluluk olduğunu ifade etti.
Ailelere de seslenen Prof. Dr. Atasoy, tercih döneminde çocukların merak duygusunun önemini vurguladı. Merak eden bir bireyin soru soracağını, soru soranın araştıracağını, araştıranın ise bilim üreteceğini ve dünyayı değiştirebileceğini aktardı. Bu bağlamda, Üsküdar Üniversitesi'nin 2017'de Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi altında Türkiye'de ilk defa adli bilimler lisans programını açtığını ve bu alanda önemli bir bilgi birikimi oluşturduğunu belirtti. Suçların dinamik yapısı nedeniyle müfredatın sürekli güncellenmesi gerektiğini, ana çekirdeği sabit tutarak seçimli derslerin yenilendiğini ekledi.
Yapay zekânın adli bilimlerde güçlü bir yardımcı araç olmasına rağmen, insan zekasının yerini alamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Atasoy, yapay zekânın parmak izlerini karşılaştırabileceğini, kan lekelerini analiz edebileceğini ve raporları yorumlayabileceğini ancak 'Burada eksik olan nedir? Neyi gözden kaçırdık?' gibi doğru soruları ancak insanın sorabileceğini dile getirdi. Yapay zekânın belleğine yüklenen bilgiler kadar düşünebildiğini, oysa insanın yepyeni sorular üretebildiğini belirterek, adli bilimlerde doğru düşünen insana her zaman ihtiyaç duyulacağını ifade etti.
Uluslararası bilim üretme hedefiyle İngilizce Adli Bilimler Lisans Programının da açıldığını duyuran Prof. Dr. Atasoy, adli bilimlerin evrensel bir bilim dalı olduğunu ve bilimsel yayın dilinin İngilizce olduğunu hatırlattı. Bu programın sadece İngilizce öğretmekle kalmayıp, öğrencilerin uluslararası projelerde yer almasını ve farklı ülkelerdeki meslektaşlarıyla iş birliği yapmasını amaçladığını belirtti. 2017'den bu yana elde edilen birikim ve tamamı bilirkişilik yapan, saha deneyimine sahip güçlü akademik kadroyla başlatılan İngilizce programa 30, uluslararası öğrencilere 30 kişilik kontenjan ayrılırken, Türkçe programda ise 80 kişilik kontenjan bulunduğu bilgisini verdi. Laboratuvar uygulamalarında küçük gruplarla çalışıldığını ve olay yeri inceleme ekipleri oluşturulurken karakter özelliklerinin de dikkate alınacağını ekledi, çünkü iyi bir ekibin sadece bilgiyle değil, uyumla da kurulduğuna inandığını dile getirdi.
Prof. Dr. Atasoy, adli bilimlerin masa başında belirli saatler içinde sürdürülebilecek sıradan bir meslek olmadığını, 'yaşayan bir ofis' tanımına uygun bir çalışma ortamı gerektirdiğini aktardı. Bu meslekte mesai saati kavramının olmadığını, bazen çalışmaların gece geç saatlere kadar sürebildiğini, bazı analizlerin kesintisiz devam etmesi nedeniyle çalışma yerinden ayrılamama durumları yaşanabildiğini belirtti. Öğrencilerine ve genç meslektaşlarına bu gerçeği baştan anlattığını, 'Geleceğiniz bu olacak; yapabilecekseniz devam edin' diyerek onları yönlendirdiğini söyledi. Adli bilimlerin bir yaşam biçimi, bir kültür ve ekip çalışması olduğunu, kişisel anlaşmazlıklar olsa bile iş üretmek için ortak bir noktada buluşmanın şart olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi'nin bu alanda çok önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini ve Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın kendisinin söylediklerini anladığını ve desteklediğini ifade etti.