Televizyon ve sinema endüstrisi, son yıllarda dijitalleşmenin getirdiği değişimlerle ve artan yapım maliyetleriyle mücadele ederken, yapay zeka teknolojileri bu alanda önemli bir dönüşümün kapılarını aralıyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, yapay zekanın içerik üretim süreçlerindeki rolünü ve sektör üzerindeki potansiyel etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Dr. Kabaş, yapay zekanın sadece teknolojik bir yenilik olmaktan öte, giderek artan ekonomik baskılara karşı etkin bir çözüm aracı olarak konumlandırıldığını vurguladı.
Ekonomik Çözüm Arayışı ve Yapay Zeka
Geleneksel reklam gelirlerinin dijital platformlara kayması ve yapım maliyetlerinin sürekli yükselmesi, televizyon ve sinema sektörünü ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, bu durumun yapay zekaya olan ilgiyi artırdığını belirtti. Kabaş'a göre, yapay zeka özellikle ön hazırlık aşamalarında, görsel tasarım süreçlerinde, kurguda ve pazarlama faaliyetlerinde maliyetleri kayda değer ölçüde düşürme potansiyeli taşıyor. Netflix'in 2025 yılında izleyiciyle buluşacak olan The Eternaut dizisinde bazı görsel efektlerin yapay zeka desteğiyle çok daha kısa sürede tamamlanması, bu dönüşümün güncel ve dikkat çekici bir örneği olarak öne çıkıyor. Medya ekonomisi açısından bu gelişme, şirketlerin daha az kaynak kullanarak daha fazla içerik üretme hedefine ulaşma çabasının bir sonucu olarak yorumlanıyor. Ancak Dr. Kabaş, bu tasarrufların içerik kalitesini artırmak için mi yoksa yalnızca şirket kârlarını maksimize etmek için mi kullanılacağı sorusunun sektörün önündeki önemli bir etik ikilem olduğunu ifade etti.
Yaratıcılık ve Etik Tartışmaların Odağında Yapay Zeka
Yapay zeka, senaryo taslakları oluşturmaktan alternatif diyaloglar yazmaya, hatta görüntü ve ses üretimine kadar birçok yaratıcı alanda kullanılabiliyor. Dr. Kabaş, yapay zekanın bu yeteneklerinin yaratıcı süreçleri hızlandırdığını kabul etmekle birlikte, yaratıcılığın yalnızca teknik üretimden ibaret olmadığını vurguladı. İyi bir hikayenin insan deneyiminden, gözlemden ve duygulardan beslendiğini belirten Kabaş, yapay zekayı üreticilerin yerini alan bir aktörden ziyade, onların kullandığı güçlü bir yardımcı araç olarak görmenin daha doğru bir yaklaşım olacağını dile getirdi. Gelecekteki en başarılı yapımların, insan yaratıcılığı ile yapay zeka imkanlarını birleştiren ekipler tarafından ortaya konulacağına inanılıyor.
İzleyicilerle duygusal bir bağ kurmanın sadece teknik kaliteden ibaret olmadığını ifade eden Dr. Kabaş, Martin Scorsese'nin The Irishman (2019) ve Indiana Jones and the Dial of Destiny (2023) filmlerinde kullanılan dijital gençleştirme teknolojilerinin teknik olarak etkileyici olduğunu, ancak izleyiciyi asıl etkileyen unsurun karakterlerin taşıdığı insani deneyim olduğunu belirtti. Yapay zeka ünlü oyuncuların yüzlerini gençleştirebilirken, deneyimin kendisini gençleştiremediğini söyleyen Kabaş, bu tür teknolojilerin yaygınlaşmasıyla izleyicilerin gerçek ile kurgu arasındaki sınırı ayırt etmesinin zorlaşabileceği ve bunun da etik ile kültürel tartışmaları derinleştireceği uyarısında bulundu.
Yapay zekanın geçmişte üretilmiş milyonlarca içerikten öğrenerek çalışması, mevcut kalıpları tekrarlama eğilimini de beraberinde getiriyor. Dr. Kabaş, sektörün yalnızca algoritmaların başarılı bulduğu formüllere yönelmesi durumunda, birbirine benzeyen hikayelerin ve karakterlerin artabileceği, hatta tek tipleşmenin bir hedef haline gelebileceği riskine dikkat çekti. Özellikle yerel kültürler açısından bunun önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayan Kabaş, Türk dizilerinin uluslararası başarısının yerel hikayelerden ve özgün karakterlerden kaynaklandığını hatırlattı. Yapay zekanın kültürel çeşitliliği destekleyen bir araç olarak kullanılması durumunda faydalı olabileceği, ancak standartlaşmayı hızlandırması durumunda kültürel zenginliğin zarar görebileceği öngörülüyor.
Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, yapay zeka sayesinde içerik üretiminin ucuzlaması ve hızlanmasının iki farklı sonucu beraberinde getireceğini belirtti: Daha fazla insanın içerik üretebilmesi ve teknik kaliteye daha kolay erişim. Bunun olumlu bir gelişme olduğunu kabul etmekle birlikte, benzer anlatı kalıpları ve