Bebeklik döneminde tespit edilemeyen ve zamanında müdahale edilmeyen kalça gelişim rahatsızlıkları, çocukların ilerleyen yaşlarında yürüyüş bozukluklarından kalça ekleminde kireçlenmeye, hatta kalça protezi ameliyatına kadar uzanan ciddi ve kalıcı sağlık problemlerine neden olabilmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Rafik Ramazanov’un vurguladığı üzere, yaşamın ilk aylarında gerçekleştirilecek detaylı muayene ve ultrasonografi tetkikleri sayesinde bu tür gelişim bozuklukları erken evrede teşhis edilebilmekte ve cerrahi operasyona ihtiyaç duyulmadan başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bu durum, ailelerin bebeklerinin kalça sağlığına yönelik farkındalığının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Kalça Gelişim Bozukluğunun Detayları ve Risk Faktörleri
Kalça gelişim bozukluğu, uyluk kemiğinin üst kısmında yer alan femur başı ile leğen kemiğindeki asetabulum adı verilen yuva arasındaki ilişkinin anatomik olarak normal olmaması durumunu ifade eder. Bu rahatsızlık sadece tam kalça çıkığını değil, aynı zamanda kalçanın yetersiz gelişimini (displazi) ve yarım çıkık vakalarını da kapsar. Kalça eklemi anne karnında normal bir gelişim süreci göstermiş olsa dahi, doğum öncesi veya sonrasında ortaya çıkan çeşitli etkenler nedeniyle gelişiminde aksaklıklar meydana gelebilir. Özellikle başlangıçta sadece displazi şeklinde kendini gösteren hafif vakalar, tedavi edilmedikleri takdirde zamanla yarım veya tam kalça çıkığına dönüşme riski taşır.
Hastalığın görülme sıklığı, şiddetine göre değişiklik göstermektedir. Tam kalça çıkığı, her bin canlı doğumun yaklaşık dörtte birinde gözlemlenirken, ultrasonografi ile tespit edilebilen kalça gelişim bozukluklarının oranı her 100 doğumun yaklaşık 8'ine kadar yükselebilmektedir. Kız bebeklerde erkeklere kıyasla yaklaşık 6 kat daha sık görülen bu rahatsızlığın vakaların yaklaşık %60'ında sol kalçayı etkilemesinin en önemli nedenlerinden biri, bebeğin anne karnındaki pozisyonu olarak belirtilmektedir. Bazı bebeklerde kalça gelişim bozukluğu riski belirgin bir şekilde artış gösterir. Özellikle ilk gebelikte doğan bebeklerde anne karnındaki alanın daha kısıtlı olması bu riski yükseltir. Anne hormonlarının etkisiyle bağ dokularının daha esnek olması nedeniyle kız bebekler daha fazla risk altındadır. Ayrıca makat geliş pozisyonunda doğan bebeklerde de bu hastalığa daha sık rastlanır. Bunların yanı sıra;
- Ailede kalça çıkığı öyküsü bulunması,
- Oligohidroamniyoz (anne karnında bebeğin suyunun az olması),
- İri bebek doğumu,
- Ayak deformiteleri (Örn: metatarsus adduktus, çarpık ayak),
- Yanlış ve sıkı kundaklama uygulamaları,
gibi faktörler de kalça gelişim bozukluğu riskini artırmaktadır.
Erken Tanı ve Tedavinin Sağlıklı Gelişimdeki Rolü
Kalça gelişim bozukluğunun belirtileri, bebeğin yaşına göre farklılık gösterebilir. Yenidoğan döneminde bez değişimi sırasında kalçaların açılması esnasında duyulan “klik” sesi, bacak boyları arasındaki fark veya cilt kıvrımlarındaki asimetri dikkat çekici olabilir. Süt çocukluğu döneminde kalçaların yana doğru açılmasında kısıtlılık veya asimetri ön plana çıkarken, bacak boyları arasındaki farklılık da önemli bir uyarıcı bulgu olarak değerlendirilir. Yürüme çağındaki çocuklarda ise aksayarak yürüme, yalpalayarak yürüme, bel çukurunda artış, pelvis eğriliği ve parmak ucunda yürüme gibi belirtiler görülebilir.
Hastalığın tanısı, klinik muayene ile görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesiyle konulur. Yaşamın ilk 6 ayında en güvenilir tanı yöntemi kalça ultrasonografisidir. Ultrasonografi sayesinde kalça çıkığı ve asetabular displazi gibi durumlar erken dönemde tespit edilebilirken, femur başının pozisyonu, eklem kapsülü ve çevre dokular da ayrıntılı olarak incelenebilir. Altıncı aydan sonra kemik yapıları belirginleştiği için düz röntgen grafileri tercih edilir. Gerektiğinde artrografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi daha ileri görüntüleme teknikleri de kullanılabilir.
Tedavi yöntemi, çocuğun yaşına ve kalçadaki bozukluğun derecesine göre kişiye özel olarak planlanır. İlk aşamada, kalçayı uygun pozisyonda tutmayı sağlayan Pavlik bandajı, Frejka yastığı ve Tübingen cihazı gibi ortopedik yöntemler uygulanır. Bu konservatif yöntemlerden yeterli sonuç alınamadığında, anestezi altında alçılama veya cerrahi tedavi seçenekleri değerlendirilir. İleri vakalarda ise açık redüksiyon ile birlikte femur veya asetabuluma yönelik düzeltici kemik ameliyatları uygulanabilir. Tedavideki temel hedef, anatomik olarak normal bir kalça eklemi oluşturmak ve çocuğun yaşam boyu sağlıklı kalça fonksiyonuna sahip olmasını sağlamaktır.
Yaşamın ilk aylarında doğru tanı konulan bebeklerin büyük çoğunluğu, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Ancak geç tanı alan veya tedavisi geciken hastalarda cerrahi gereksinimi önemli ölçüde artmaktadır. Erken dönemde tedavi edilen bebeklerde kemik ve eklem yapılarının yüksek iyileşme kapasitesi sayesinde kalça eklemi normal gelişimini sürdürebilir. Tedavi edilmeyen olgularda ise genç yaşlarda kalça kireçlenmesi gelişebilir. Bu durum ağrı, hareket kısıtlılığı, topallama, yürüme mesafesinde azalma ve omurga sorunlarına yol açabilir. İleri evrede ise kalça protezi ameliyatı kaçınılmaz hale gelebilir. Türkiye'de yalnızca gelişimsel kalça bozukluğuna bağlı kireçlenme nedeniyle her yıl yaklaşık 3 bin kalça protezi ameliyatı yapıldığı tahmin edilmektedir. Ailelerin risk faktörleri ve erken belirtiler konusunda bilinçli olması, sağlık çalışanlarının tarama programlarını etkin şekilde uygulaması sayesinde çocukların ilerleyen yaşlarda karşılaşabileceği ciddi ortopedik sorunların önüne geçilebilmektedir.