VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), 13. yüzyıl klasik Fars edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Avfî’nin kaleme aldığı "Bir Kıssa Bin Hisse - Doğu’nun En Güzel Hikâyeleri" adlı kitabın ikinci cildini okurların beğenisine sundu. Elif Çeviker’in günümüz Türkçesine kazandırdığı bu cilt, Avfî’nin "Cevâmiü’l-hikâyât" adlı kapsamlı hikâyeler mecmuasından seçilen anlatıları bir araya getiriyor ve özellikle insan ve toplum hayatını olumsuz etkileyen kötü huylara odaklanıyor. Yüzyıllardır süregelen evrensel insanlık hallerini ibret verici ve çoğu zaman mizahi bir dille ele alan eser, okuyuculara öğretici bir bakış açısı sunuyor.
Fars Edebiyatının Bilinmeyen Hazinesi Türkçede
Avfî'nin "Cevâmiü’l-hikâyât" adlı eseri, on üçüncü yüzyılın en değerli Fars edebiyatı şaheserlerinden biri olarak kabul edilmekle birlikte, Osmanlı döneminde sadece belirli bölümleri tercüme edilmişti. Eserin tamamı veya bu denli geniş bir bölümü, günümüz Türkçesine bugüne kadar çevrilmediği için modern okuyucu kitlesi tarafından pek bilinmiyordu. VakıfBank Kültür Yayınları’nın bu girişimiyle, klasik Fars edebiyatının bu önemli klasiği, Elif Çeviker'in titiz çevirisiyle Türk okurlarıyla ilk kez bu kadar geniş bir kapsamda buluşuyor. "Bir Kıssa Bin Hisse" serisinin ikinci cildi, toplam 296 sayfadan oluşuyor ve Avfî'nin derinlemesine analizlerini ve öğretilerini modern zamanlara taşıyor.
Serinin ikinci cildinde, Avfî, insan ve toplum hayatını olumsuz etkileyen kötü huyları ele alıyor. Haset, hırs, açgözlülük, yalan, cehalet ve sözünde durmama gibi davranışlar, Kur’an, hadis ve klasik ahlak kitaplarına yapılan göndermelerle tanımlanırken, her biri ibret verici ve çoğu zaman mizahi nitelik taşıyan hikâyelerle örneklendiriliyor. Eserin üçüncü kısmının ilk on bir bölümünü içeren bu cilt, her biri kötü bir huya ayrılmış toplam 126 hikâye barındırıyor. Bu bölümlerde genellikle bir ayet, hadis veya âlimlerin sözleriyle başlangıç yapılıyor ve ele alınan kötü huya dair bir tanım sunuluyor. Avfî, kötü huyları yalnızca tasvir etmekle kalmıyor; bunlardan kurtulmanın yollarını ve faziletli davranışlara ulaşmanın imkanlarını da gösteriyor. Yargılayıcı değil, öğretici bir yaklaşım benimseyen yazar, çoğu zaman anlatının sonunda kıssadan hisse niteliğinde, hikâyeden çıkarılması gereken dersi ve faydayı açıkça ortaya koyuyor. Çoğu yazar tarafından kaleme alınan, bazıları ise Hâkânî, Firdevsî, İbnü’l-Mu‘tez gibi Arap ve İranlı şairlere ait 17'si Arapça olmak üzere toplam 143 beyit şiire de yer verilmiştir. Yüzyıllar öncesinden aktarılan bu insan manzaraları, zamanın değişmesine rağmen insan tabiatının özünde ne denli aynı kaldığını yeniden düşündürüyor.
Avfî: Hayatı ve Eserlerinin Mirası
Eserin yazarı Avfî, on ikinci yüzyılın ikinci yarısı ile on üçüncü yüzyılın ilk çeyreği arasında yaşamış, Buhara'da doğmuş önemli bir âlim, vaiz ve şairdir. İlim tahsilini Buhara'da hüküm süren ulemâ ailesi Burhanoğullarından Ömer b. Mesud b. Ahmed gibi büyük din âlimlerinin yanında tamamlamıştır. Buhara'dan sonra Semerkant'a giderek Sultan Tamgaç Han’ın sarayına girmiş, kısa sürede yeteneği ve zekasıyla dikkat çekerek şehzade Kılıcarslan Hakan Nusretüddin'e tanıtılmış ve divan-ı inşa makamının sorumluluğunu üstlenmiştir.
Bu görevinin ardından Horasan ve Hindistan'ın birçok şehrini gezen Avfî, yolculukları sırasında birçok önemli âlim ve şeyhle tanışma fırsatı bulmuştur. Moğol saldırılarının başlaması üzerine Sistan'a sığınan Avfî, Nâsırüddin Kabâce’nin sarayında himaye görmüştür. Seyahatleri boyunca edindiği tecrübeleri ve notları derleyerek "Lübâbü’l-elbâb" adlı eserini hazırlamış ve Kabâce’nin vezirine ithaf etmiştir. Delhi sultanı İltutmış’ın Kabâce'yi mağlup etmesiyle Delhi'ye getirilen Avfî, "Cevâmi‘u’l-hikâyât" adlı başyapıtını burada tamamlamış ve 1228 yılında Delhi sultanının vezirine ithaf etmiştir. Avfî'nin kesin ölüm tarihi bilinmemekle birlikte, 1232 yılına kadar yaşadığı tahmin edilmektedir. Onun eserleri, hem dönemin kültürel ve sosyal yapısını yansıtması hem de evrensel ahlaki değerleri işlemesi açısından günümüzde de önemini korumaktadır.