Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, 21-27 Eylül Dünya İşitme Engelliler Günü çerçevesinde önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Rahimi, çocuklarda görülen işitme kayıplarının erken dönemde tespit edilmesinin, dil ve konuşma becerilerinin gelişimi ile okul performansı üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Ayrıca, işitme cihazları, koklear implantlar ve konuşma terapisi gibi erken müdahale yöntemlerinin bu süreçteki vazgeçilmez yerini vurguladı.
İşitme kayıplarının tespiti için Sağlık Bakanlığı'nın yürüttüğü ulusal bir uygulama sayesinde, bebekler doğar doğmaz BERA adı verilen tarama testinden geçirilmektedir. Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, bu testler sayesinde işitme kaybının henüz yeni doğan döneminde belirlenebildiğini ifade etti. Erken tanının ardından, okul çağına gelindiğinde de düzenli işitme testleriyle çocukların işitsel gelişiminin takip edilmesinin büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
İşitme ve Konuşma Gelişimi Arasındaki Bağlantı
Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, konuşma yeteneğinin işitmenin doğal bir devamı olduğunu belirtti. Bir çocuğun ancak işittiği sesleri taklit ederek ve anlamlandırarak konuşmayı öğrenebileceğini ifade eden Rahimi, şunları kaydetti:
“Eğer çocuk işitmiyorsa konuşamaz. Hatta belirli frekansları duyamıyorsa, o frekanslara karşılık gelen sesleri doğru bir şekilde çıkaramaz. İşitme, hava titreşimlerinin beyin tarafından algılanması ve yorumlanması sürecidir. Beyin, bu işitsel bilgiyi değerlendirdikten sonra dil merkezine komutlar göndererek konuşmanın oluşmasını sağlar. Böylece çocuk, çevresinde duyduğu her sesi tekrar etme yeteneği kazanır. Ailesinin konuştuğu dile göre (Çince, İngilizce, Türkçe gibi) sesleri taklit ederek kendi dilini oluşturur.”
İşitme yeteneğinin, çocukların okul başarısında da kilit bir rol oynadığını vurgulayan Dr. Rahimi, işitme kayıplarının doğuştan gelebileceği gibi, ilerleyen yaşlarda sarılık, yüksek ateş ve bazı ilaçların kullanımı (özellikle çocukluk çağında kullanılan antibiyotikler) gibi çeşitli nedenlerle de ortaya çıkabileceğini dile getirdi. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuklardaki bazı davranış değişikliklerine karşı dikkatli olmaları gerektiğini söyleyen Rahimi, örneğin bir çocuğun televizyona çok yaklaşması veya sesini fazla açması gibi durumların işitme kaybı belirtisi olabileceğini belirtti. Okul ortamında ise öğretmenin işitme güçlüğü çeken bir öğrenciyi ön sıralara oturtması, arkada duyamadığı için ortaya çıkabilecek dikkat dağınıklığı veya yaramazlık gibi sorunların önüne geçebilir.
Erken Müdahalede Teknoloji ve Konuşma Terapisi
Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, çocuğun yaşına ve testlere vereceği yanıtlara göre farklı işitme testlerinin uygulanabildiğini aktardı. Daha büyük çocuklarda objektif ve sübjektif işitme testleri ile saf seslerin frekansları kolayca ölçülebilirken, oyun odyometrisine yanıt veremeyecek kadar küçük çocuklar için BERA testi kullanıldığını ifade etti. Bu objektif test sayesinde, çocuğa verilen seslerin beyindeki elektriksel tepkileri EEG ile ölçülerek her yaş grubunda işitme kaybının varlığı tespit edilebilmektedir.
İşitme kaybının türüne göre farklı tedavi yöntemlerinin bulunduğunu belirten Dr. Rahimi, iletim tipi işitme kaybı olan ve orta kulakta sıvı birikimi yaşayan yaklaşık 4 yaşındaki çocuklara tüp takılabildiğini söyledi. Ancak sensörinöral (sinirsel) ve ileri derecede işitme kaybı durumlarında koklear implant teknolojisinin devreye girdiğini vurguladı. Dr. Rahimi, teknolojinin bu alanda büyük ilerlemeler kaydettiğini ve dil gelişimi için ne kadar erken müdahale edilirse o kadar hızlı sonuç alınabileceğini ifade etti. Koklear implant uygulanan çocuklarda duyulan seslerin anlamlandırılması sürecinin de hayati önem taşıdığını belirten Rahimi, bu aşamada konuşma terapisinin vazgeçilmez olduğunu sözlerine ekledi. Konuşma terapisi sayesinde çocuklara duydukları kelimelerin (örneğin “sarı” kelimesinin bir renk, “süt” kelimesinin ise bir sıvı madde olduğu gibi) anlamları tekrar tekrar öğretilerek, duyma ile anlama arasındaki köprü kurulur. Dr. Rahimi, günümüzde hiçbir çocuğun işitme kaybı nedeniyle çaresiz kalmak zorunda olmadığını, iç kulağa ses iletilebildiğini, hatta iç kulakta da duyulmuyorsa sesin doğrudan beyin sapına kadar ulaştırılabilir teknolojik imkanların bulunduğunu vurgulayarak, teknolojinin bu alandaki potansiyelinden tam olarak faydalanılması gerektiğini söyledi.