Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, 8 Eylül Dünya Fizyoterapi Günü münasebetiyle önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Demirci, fizyoterapinin sadece hastalık ya da sakatlık sonrası bir tedavi yöntemi olmaktan öte, koruyucu sağlık hizmetlerinden sağlıklı yaşlanma süreçlerine, nörolojik rahatsızlıklardan ileri teknoloji destekli rehabilitasyon uygulamalarına kadar uzanan geniş kapsamlı işlevini değerlendirdi. Özellikle hareketsiz yaşam tarzının kas-iskelet sistemi üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Demirci, dijital medyada görülen her egzersizin kişiye özel uygunluğunu sorgulamak gerektiğini vurguladı.
Fizyoterapinin, bir rahatsızlık ortaya çıkmadan önce de devreye girmesi gereken önemli bir alan olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Demirci, bu disiplinin yalnızca bir hastalık, sakatlık veya cerrahi müdahale sonrasında başvurulan bir yöntem olarak algılanmaması gerektiğini ifade etti. Demirci, “Fizyoterapinin koruyucu sağlık açısından kritik bir rolü bulunmaktadır. Bireyin hareket kapasitesi, kas gücü, denge durumu ve günlük yaşam alışkanlıkları detaylıca incelenerek, gelecekte meydana gelebilecek potansiyel sağlık sorunlarının önüne geçilebilir. Örneğin, günün büyük bir kısmını masa başında geçiren bir kişinin henüz belirgin bir şikâyeti olmasa bile, hareket düzenini optimize etmek ve uygun egzersizleri öğrenmesini sağlamak, oldukça etkili bir koruyucu yaklaşımdır. Dolayısıyla, fizyoterapiye ‘bir sorun oluştuktan sonra’ değil, daha problemler baş göstermeden önce de ihtiyaç duyulabilir” şeklinde konuştu.
Günümüzün dijitalleşen dünyasında bilgisayar, akıllı telefon ve diğer elektronik cihazların hayatın merkezine yerleşmesiyle, hareketsiz kalma süresinin kayda değer ölçüde arttığını dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, bu durumun kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını tetiklediğini belirtti. Uzun saatler bilgisayar veya telefon başında kalmak, gün içinde yeterli fiziksel aktivite yapmamak ve aynı pozisyonda uzun süreler çalışmak, özellikle boyun, sırt ve bel bölgelerinde şikâyetlerin artmasına yol açıyor. Dikkat çekici bir diğer nokta ise, bu tür problemlerin artık sadece ileri yaş gruplarında değil, genç yetişkinler ve öğrenciler arasında da sıkça görülmesi. Prof. Dr. Demirci, bu noktada sadece “duruş bozukluğu” demenin yeterli olmadığını, asıl odaklanılması gereken konunun gün içinde ne kadar hareket edildiği olduğunu sözlerine ekledi.
Fizyoterapinin Geniş Çalışma Alanları ve Önleyici Rolü
Ağrı şikâyeti olan bireylerin, dijital medya platformlarında karşılaştıkları egzersizleri kendi başlarına uygulamalarının bazı durumlarda sakıncalı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Deniz Demirci, egzersiz planlamasının kişinin özel ihtiyaçlarına göre yapılması gerektiğini vurguladı. Egzersizin, doğru kullanıldığında son derece değerli bir tedavi aracı olduğunu belirten Demirci, “Ancak her egzersiz her birey için uygun değildir. Aynı bölgede hissedilen ağrı, ağrının temel nedeninin de aynı olduğu anlamına gelmez. Bu sebeple, sanal medyada popüler olan bir hareketi, sadece başka birine iyi geldiği düşüncesiyle uygulamak doğru bir yaklaşım olmayabilir. Özellikle şiddetli veya zamanla artan ağrı, uyuşma, güç kaybı veya belirgin hareket kısıtlılığı gibi belirtiler varsa, öncelikle profesyonel bir değerlendirme yapılması şarttır. Özetle, egzersizi önermemek yanlış olur; aksine, egzersizi doğru kişiye, doğru zamanda ve en uygun şekilde uygulamak esastır” ifadelerini kullandı.
Fizyoterapi ve rehabilitasyonun oldukça geniş bir çalışma spektrumuna sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, bu alanın sadece ortopedik sorunlarla sınırlı kalmadığını dile getirdi. Demirci, inme, Parkinson hastalığı, multiple skleroz gibi nörolojik rahatsızlıklar, spor yaralanmaları, yaşlılık dönemi ve çeşitli kronik hastalıkların yönetiminde de fizyoterapinin önemli bir rol oynadığını belirtti. Bu süreçteki amacın sadece ağrıyı dindirmek olmadığını, aynı zamanda bireyin günlük yaşamını mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesini, hareket kabiliyetini koruyabilmesini ve genel yaşam kalitesinin artırılmasını da hedeflediğini vurguladı.
Prof. Dr. Deniz Demirci, yaşın ilerlemesiyle birlikte kas gücü ve dengede azalmaların görülebileceğini, ancak bu durumun kaçınılmaz olarak ciddi bir hareket kaybına dönüşmek zorunda olmadığını ifade etti. Düzenli ve kişiye özel egzersiz programlarıyla kas gücünün, dengenin ve hareket kabiliyetinin uzun yıllar boyunca korunabileceğini belirtti. Özellikle yaşlı bireylerde düşmelerin ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Demirci, bu nedenle denge, kas gücü ve yürüme kapasitesinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve gerekli egzersizlerin planlanmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Buradaki temel hedefin, bireyin sadece daha uzun bir ömür sürmesi değil, aynı zamanda mümkün olduğunca uzun süre bağımsız ve aktif bir yaşam sürdürebilmesi olduğunu kaydetti.
Teknoloji Destekli Fizyoterapinin Geleceği: İnsan Faktörü Vurgusu
Teknolojinin fizyoterapi ve rehabilitasyon alanındaki kullanımının giderek yaygınlaştığını ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, robotik rehabilitasyon, sanal gerçeklik ve yapay zekâ uygulamalarının gelecekte fizyoterapistlere önemli olanaklar sunacağını dile getirdi. Demirci, “Teknolojinin fizyoterapideki kullanımının önümüzdeki süreçte daha da artacağını öngörüyorum. Robotik rehabilitasyon sistemleri, sanal gerçeklik uygulamaları ve yapay zekâ destekli araçlar; hastaların hareketlerini daha hassas bir şekilde değerlendirme, gelişim süreçlerini detaylıca takip etme ve egzersiz programlarını kişiye özel olarak optimize etme konusunda bizlere değerli imkânlar sağlayabilir” dedi.
Ancak teknolojik gelişmelerin mesleğin geleceği açısından kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Demirci, insan faktörünün fizyoterapinin temelinde kalmaya devam edeceğini belirtti. “Teknolojinin fizyoterapistin yerini alacağını düşünmüyorum. Daha ziyade, fizyoterapistin değerlendirme ve tedavi süreçlerini destekleyen güçlü bir araç olarak işlev görecektir. Çünkü hastanın sadece fiziksel hareketlerini değil, aynı zamanda ihtiyaçlarını, beklentilerini ve günlük yaşamını bir bütün olarak ele almak gerekmektedir. Bu noktada, insan iletişimi ve klinik deneyim hala vazgeçilmez bir öneme sahiptir” şeklinde konuştu.
Gelecek yıllarda daha fazla teknoloji entegrasyonu ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının ön plana çıktığı bir fizyoterapi anlayışının gelişeceğini öngören Prof. Dr. Deniz Demirci, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Önümüzdeki dönemde daha fazla teknolojik aracı kullanacağımız ve daha kişiye özel tedavi yöntemleri uygulayacağımız bir fizyoterapi anlayışının şekilleneceğini düşünüyorum. Ancak bu süreçte değişmeyecek olan temel ilke şudur: İnsanı hareket ettirmek ve mümkün olduğunca bağımsız bir yaşam sürmesine destek olmak.”