Toplumda tiroit bezi hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla karakterize tiroit kanserinin görülme sıklığı ciddi bir artış kaydetmektedir. Son 40 yılda bu oran üç katına çıkmış olup, Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, bu yükselişte sağlıksız beslenme, kanserojen maddelere maruz kalma ve obezite gibi faktörlerin yanı sıra, şüpheli nodüllerin erken dönemde teşhis edilmesinin de önemli bir rol oynadığını belirtmektedir. Doç. Dr. Köstek, modern tıbbi teknolojiler sayesinde hastalığın erken evrede saptanarak ciddi komplikasyonlar oluşmadan tedavi edilebildiğine dikkat çekmektedir.

Özellikle ailesinde tiroit kanseri öyküsü bulunan ve daha önce radyasyon tedavisi almış bireyler için erken tanı hayati bir önem taşımaktadır. Doç. Dr. Mehmet Köstek, bu risk grubundaki kişilerin, herhangi bir şikayetleri olmasa dahi, tarama amacıyla tiroit bezlerinin ultrasonografi ile düzenli olarak değerlendirilmesinin elzem olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, tiroit nodülü tespit edilmiş kişilerin düzenli takip randevularını aksatmamaları gerektiğini belirten Doç. Dr. Köstek, nodülleri yakın zamanda ultrasonografi ile kontrol edilmemiş hastaların vakit kaybetmeden tetkiklerini planlamalarını önermektedir.

Boynun ön kısmında, nefes borusunun hemen üzerinde yer alan kelebek şeklindeki tiroit bezi, metabolizma hızından kalp atışına, vücut ısısının kontrolünden enerji üretimine kadar birçok yaşamsal işlevde görevli hormonları üretir. Bu bezdeki hücrelerin anormal ve kontrolsüz şekilde çoğalması tiroit kanserine yol açar. Toplumda tiroit nodülleri oldukça yaygın görülmekle birlikte, bu nodüllerin sadece küçük bir kısmı kanserli hücreler içerir. Tiroit kanserinin farklı alt tipleri bulunmaktadır; en sık rastlanan ve genellikle daha yavaş ilerleyen tipi 'papiller tiroit kanseri'dir. Daha nadir görülen ancak daha agresif seyreden 'anaplastik tiroit kanseri' ise maalesef daha ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Hormon üretmeyen hücrelerden kaynaklanan bir diğer alt tip ise 'medüller tiroit kanseri' olarak adlandırılır.

Tiroit Kanserinde Risk Faktörleri ve Belirtiler

Tiroit kanseri, erkeklere kıyasla kadınlarda dört kat daha sık görülmektedir. Kadınlarda bu oranın neden daha yüksek olduğuna dair kesin bir açıklama bulunmamakla birlikte, hormonal faktörler ve otoimmün hastalıkların etkili olabileceği düşünülmektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında tek bir neden olmamakla birlikte, iyot eksikliği önemli bir risk faktörüdür; bu nedenle karalahana gibi iyot emilimini olumsuz etkileyebilecek bazı sebzelerin aşırı tüketiminden kaçınılması önerilmektedir. Ayrıca, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, obezite ve tütün ürünlerinin kullanımı da tiroit kanseri gelişme riskini artıran diğer önemli faktörler arasında yer almaktadır. Doç. Dr. Mehmet Köstek, çocukluk döneminde radyasyona maruz kalmış veya ailesinde tiroit kanseri ya da guatr öyküsü bulunan kişilerin de yüksek risk grubunda olduğunu belirtmektedir.

Tiroit bezinin boyun kaslarının altında konumlanması nedeniyle, kanserli kitleler başlangıç evresinde dışarıdan fark edilemeyebilir veya çevredeki dokulara yayılmadan belirgin bir semptom göstermeyebilir. Bu durum, hastalığın genellikle başka sağlık kontrolleri sırasında veya rutin check-up muayenelerinde tesadüfen teşhis edilmesine yol açmaktadır. Kanser ilerledikçe hastalarda boyunda hissedilen bir şişlik, seste çatallanma veya kısıklık gibi ses değişiklikleri, nefes almada zorluk, yutkunma güçlüğü ve boyun bölgesinde baskı hissi gibi şikayetler ortaya çıkabilmektedir. Doç. Dr. Köstek, bu belirtilerin ortaya çıkmasının tedavi sürecini daha karmaşık hale getirdiğini ifade ederek, şüpheli nodüllerin ileri aşamaya gelmeden önce erken dönemde saptanmasının ve tedavi edilmesinin büyük bir önem taşıdığını vurgulamaktadır.

Tanı ve Tedavide Biyopsi ile Cerrahi Yöntemler

Tiroit nodüllerinin iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunun belirlenmesinde biyopsi işlemi kritik bir rol oynamaktadır. Hekimler, tiroit ultrasonografisinde tespit edilen şüpheli nodüller için, belirlenen risk bulgularının varlığı halinde biyopsi yapılmasını önermektedir. Biyopsi sonucunun kanserle uyumlu çıkması durumunda, kötü huylu dokunun vücuda yayılmasını engellemek amacıyla cerrahi tedavi planlaması yapılmaktadır.

Tüm kanser türlerinde olduğu gibi tiroit kanserinde de erken tanı ve uygun tedavinin hayati bir öneme sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Köstek, sözlerine şöyle devam etmektedir: “Erken evrede teşhis edilen tiroit kanserinde, genellikle tiroit bezinin sadece bir kısmının çıkarılması yeterli olabilmekte, bu da hastaların ömür boyu hormon ilacı kullanma zorunluluğunu ortadan kaldırabilmektedir.” Ayrıca, ameliyat sonrası “atom tedavisi” olarak bilinen radyoaktif iyot tedavisine duyulan ihtiyaç da bu durumda önemli ölçüde azalmaktadır. Ancak, hastalığın ileri evrelerinde tiroit bezinin tamamının alınması ve beraberinde lenf bezlerinin de çıkarılması gerekebilmektedir. Bu tür ameliyatlar daha uzun süreli olup, komplikasyon riski de daha yüksek olmaktadır. İleri evre tiroit kanserinde ise hastaların ömür boyu tiroit hormonu takviyesi kullanması gerekmektedir.

Erken evrede saptanan tiroit kanserinde cerrahi müdahale, tedavinin ilk ve en önemli aşamasını oluşturmaktadır. Günümüzde tiroit kanseri cerrahisi alanında son derece başarılı sonuçlar elde edilmekte olup, hastaların yaşam süreleri etkilenmeden sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam etmeleri sağlanabilmektedir. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, ameliyatın genellikle boynun ön kısmında yaklaşık dört santimetrelik küçük bir kesiden yapıldığını ve hastaların genellikle ertesi gün taburcu edilerek 3-4 gün içinde normal günlük yaşamlarına dönebildiklerini belirtmektedir. Deneyimli cerrahlar tarafından uygun cerrahi tekniklerle gerçekleştirilen operasyonlar sonrası komplikasyon riski de oldukça düşüktür.